100 YTL'YE 1 OKUL: BİZİM OKULUMUZ

"Varsayalım" dedik önce... Sonra, "Neden olmasın?..." Neden yardım elimizi uzatmayalım ihtiyacı olan çocuklara; bir fark yaratmayalım onların hayatında? Fikirler uçuştu, fikirler çatıştı, duruldu... En sonunda dedik ki "Biz bunu yaparız!"

Bir araya geldik hem Ankara'da, hem İstanbul'da. Tanıştık kaynaştık onlarca kişi. Muhtelif devlet kurumlarından muhtelif insanlarla konuştuk. Her hafta buluştuk, atacağımız adımları kararlaştırdık, adım attık. Bu adımlardan çıkan ayak seslerini sadece Avrupa değil, Amerika kıtası bile duydu diyebiliriz; ODTÜ'nün üzerinde hiç güneş batmayan imparatorluğu sayesinde...

Batmayan güneşimizi ihtiyaç duyanlarla paylaşabilmek için, dünyanın dört bir yanında olanca enerjimizle yürümeye devam ediyoruz.
Evet, yanlış anlamadınız; size resmen gaz veriyoruz...

İşte "ODTÜ Mezunları İlköğretim Okulu" çalışmalarımızdan bir kesit...

Bir Gezinin Öyküsü: Okulumuza Yer Arıyoruz!

-8'de mi bulusuyoruz baba?
-9'da bulusuyoruz can...

Güneşli bir Cumartesi günü altına kağıt kıstırmaya gerek yoktu. Heyecan, birliktelik ve somut gibi üç sağlam bacak üzerindeydi çünkü tüm enerjimiz; engebeli zemini kavrıyordu. Aklımızda okul yeri belirleme misyonuyla sabahın şaşısında çıkınca yola, karnımızın teneffüs zili erken çaldı...

Çok umutluyduk, fakat aynı zamanda birseylerin umutlulukla ilgisi olmalıydı... İyi bir kahvaltı yapalım dedik... Bu teori "bir gözleme dayanmadı" tabii; iki tane yedik etlisinden. Bir tane de om let. Eti nasildi diye sorarsaniz gözlemenin, eti mesgut...

Etimesgut ilk durağımızdı. Vardığımızda Türk eğitim gönüllüleri, vakfı çoktan doldurmuştu... Sorduk kendilerine "Bu ilçe ne derece okullu olmuştur, ne derece doldurmuştur sınıfları?" Dediler ki "Burada her şey var, olmayan okul ihtiyacı." Gezdik baktık biz de, emin olmak babında. Hakikaten o kulvardı, üstelik gündüzdü çoğu konduların...

Elini sıktıktan sonra Van'lı Türk egitim gonullusunun, devam ettik el van kent... Burası geçişti zaten, geçtik biz de:

-Gelsin mi baba sıradaki?
-Gelsin can...

Sincan ilçesi, merkezinde bir Etimesgut bir de Elvankent barındırıyordu sanki. Dolaştık biraz, Milli Egitim Müdürlüğünden aldığımız mahallelere baktık. Abartmak gerekirse, apartman olmayan her yerde okul vardı.

Velhasıl şehir pek bize göre değildi, bize köy lazımdı...

Listedeki Osmaniye Köyü'nün gerçekten köy olduğundan emin olup koyulduk yola. 15 dakika sonra "Osmaniye Köyüne Hoşgeldiniz" tabelasının fotoğrafını çektik. Bildiğimiz köydü işte... Eşek anırır mı diye bekledik, anırmadı. Ama üç beş koyun meledi...

30 yaşlarında bir adamla konuştuk. Kendisi yakındaki sanayide organize işler yapıyormuş asgari ücretle, "Buradaki halkın çoğunluğu benim gibi" dedi. Gittikce de artan bir nüfus varmış köyde. "Mesela iki dolmuş bi' otobüs" taşımalı eğitim veriyorlarmış çocuklara taa Fatih'te.. Bir okulu varmış aslında köyün, ama kapalıymış. Gittik gördük 3-5 derslikli bi' şey, kimsecikler yoktu şirin arsasında. Tek bekçisi Ataturk'tü, "Çok yalnızım çocuklar" dedi, biz de yoldaş olduk bir müddet. Fotoğraf çekindik birlikte...

Bu köy bizi büyülemişti. Hem köydü, hem kalabalıktı. Hem de okula ihtiyacı vardı. Çocuklara yapacağımız sosyal yardımlar tam üzerlerine uyardı. Büyülü büyülü ayrıldık Osmaniye'den, dünyayı kurtaran malko çoğlu edasıyla..

Sırada Çoğlu Köyü vardı... Ümitliydik, orası da bizi boş göndermezdi. Köyün girişinde bir çay ocağında mola verdik. Yolun bir tarafında TOKİ'nin evleri, bir tarafında köy. Biz de arada çay içmekteyiz. Biraz kıllandık başlarda, "Her halde bu köy de pek yakında TOKİ'lenecek" diye düşündük. Sonradan bayağı ikna olduk köyün köy olduğuna ve de acilen okula ihtiyacı olduğuna. Civardaki 6-7 köyden de buraya taşıyorlarmış öğrencileri...

Köyün hemen öte ucunda "yeni yerleşim bölgesi" diye bir bölge varmış. Duvarcılar sıvacılar ve boyacılar mekanıymış burası. Ustalardan birini çevirdik konuştuk. Dertliydi, "önümüzdeki on sene burada mısınız abi?" dedik, "Buradayım" dedi. "Ayrıca inşaatın işçiliğinde yardım ederler bu ustalar di mi?" dedik, "Herıld yani!" dedi. Kontrat imzalamadan uzaklaştık.

Eski muhtarın "biladeri" bize imar planında okul arsası olarak belirlenen yeri gösterdi. Kıral yerdeydi arsa, iki tarafın tam merkezinde, üstelik yol üstü. Bir de mevcut okulun yerini tarif etti, köşeyi dönünce solda...

Okula giderken beş altı tane çocuk yolumuzu kesti, konuştuk. Kimi birinci sınıfmış, kimi iki, kimi üç... Sorduk "Sınıf mevcudunuz kaç?" diye, ikinci ve üçüncü sınıflar 45-50 dediler, birinci sınıf konuşamadı... Mevcut okulu gezdik gördük, müdür yardımcısıyla tanıştık. Sınıfları gezdirdi bize, fotoğraflar çektik. Buldukları her yeri ek derslik yapmışlar ihtiyaçtan. Tam bizi de ek derslik yapacaklardı, uzaklaştık...

Çoğlu da Osmaniye kadar tatmin etmişti bizi. Velhasıl gübre kokusunda davet vardı...

Daha sonradan kulağımıza iliştirilen, köy olduğu iddia edilen bir mekan daha vardı listemizde. "Gidip görsek mi" derken gittik gördük. Girişte 3 katlı büyük bir okul karşıladı bizi, "Bi şey mi vardı?" dedi, "Yok abi, özür dileriz" deyip geri döndük...

Yoğun bir günün ardından umutlululuğun verdiği mutluluk bütün yorgunluğumuzu almış, yerini daha güçlü bir "Biz bunu yaparız!" heyecanına bırakmıştı. Altına kağıt kıstırmaya ise hala gerek yoktu...

100 YTL'ye Okul Projesi'ne katılmak cok kolay; bize katılın. E-posta grubumuza üye, toplantılarımıza misafir olun.


İlgili Linkler: